kuranın arabca kökü ve evrimi

Ekim 30, 2008 at 7:48 am (sinsi islam)

kuran kendinden önceki Tevrat ile oldukça fazla benzerlikler içerir, peki Tevrat kendisinden önceki bazı metinlerle benzerlik gösterir mi? tarihi metinler inceliyoruz, sümer çivi yazıları, mitoloji vs. Ve şaşılacak şekilde sümer yazıtlarında, tevrat’taki metinlerin benzerlerine rastlıyoruz. Şimdi, Kuran, Tevrat ile benzer dediğimizde, aynı Allahtan geldiği için diyen arkadaşımız bu mantığını yürütmeye devam ederse, Sümer Metinleri, Tevrat’a, Tevrat da Kuran’a benzer çünkü üçü de aynı Allah’tan gelmiştir demeye devam edebilir mi? Hayır. Neden? Aynı Allahtan gelemez, Çünkü Sümerler Çok Tanrılıdır. Tek olan Allah’ın çok Tanrılı metinler vaaz etmeyeceğini takdir edersiniz.

Eğer Sümer efsanelerinde, Tevratta ve Kuranda yeteri miktarda aynı metinler bulursak, sadece Kuran’ın değil fakat Tevrat’ın da, Tanrısal vahiy ile yazılmadığı ve insan yazması olduğu yüksek ihtimal kazanır. Böyle metinler varmıdır? Vardır. Musa ile başlıyoruz. kuran ın Kasas suresi ve tevrat okunduğunda, çok tanıdık bir hikaye ile karşılaşırız. Doğan erkek çocuklar öldürülmektedir, ve bir erkek bebek öldürülmekten kurtarılarak, bir sepet veya bir sal ile suya veya nehre bırakılır ve bebek soylu bir aile veya simgeleyen hayvan vs tarafından bulunarak büyütülür ve mutlaka öz annesi ortaya çıkar bazen kimliğini gizleyerek çocuğun süt annesi olur. Çocuk büyür ve önemli bir şahsiyet olur, kendi milletine lider olur onları kurtarır vs vs. Şimdi bu hikaye veya efsane din kitaplarında olduğu gibi, ilkel tüm inanış ve efsanelerde benzer olarak vardır. Babil’in kurucusu Agadeli Sargon (MÖ 2800) kendi anlatır, annem bir bakire (Burada Meryem İsa bağlantısı kurulabilir), Annem beni Fırat kıyısında gizlice doğurdu, kamıştan yapılmış bir sandığın içine kapatarak nehre bıraktı, Sucu Akhi beni sudan çıkardı büyüttü ve bahçıvanı yaptı, Tanrıça Ishtar beni sevdi ve Kral oldum.(Dinin Kökenleri S. Freud sayfa 256 Öteki yayınevi)

Sargon gibi öyküsü benzerlik gösterenler, Cyrus, Odipus, Karna, Parisi; Telephos, Perseus, Heracles, Gılgamış, Amphion ve Zethos ve bizde iti bilinen Romus Romulus hikayesi vardır, sala bırakılan iki kardeşi Bozkurt büyütür. Sümerler tapınağa girerken, kurban keserken, dua ederken vücutça temiz olmaya özen gösterirler. Sümer de tanrılar OL der ve her şey olur. sümerde, tanrılar kızdı mı azab ediyor, kendi milletlerin helak ediyor. Sümer Ay Tanrısının sembolu, cami ve minarelerin tepesinde gördüğümüz yarım aydır. Hamurabi (İÖ 1750) güneş tanrısından kanunu alır, Musada Tevratın tanrısından. Sümerde kadın kısırsa, kocasına çocuk doğurması için cariye verir ve cariye haddi aşarsa kapı dışarı eder. (tevrat taki ibrahim Sara Hacer ilişkisi) Hamurabi kanunu madde 165 ile, Tevrat Tekvin Bap 25-32-34 teki hüküm aynıdır. Taşlanma cezası Sümerlerde var idi. İÖ 2200 de Lagaş kralı Urukagina, iki koca alan kadınların recmini, yazılı taşlarla yapılmasını emrediyordu. Aynı uygulama islamda, işaretli taşlar ile taşlanması, şeriat gereği sıradanlık kazanmıştır.

Muhammet ten, recm cezasını nasıl uyguladığını anlatan uygulamalı örnekler vardır. ” işvereninin eşiyle zina eden bekar işçiye yüz değnek ve bir yıl sürgün cezası, kadına ise recm uygulanmıştır.ebu Hureyre ile Zeyd b. Halid el-Cüheni den nakledildiğine göre, zina eden kadının kocası ile, zina eden işçinin babası muhemmete başvurarak bu konuda allah’ın (el-ilah) kitabı ile hüküm vermesini istemişlerdir. İşçinin babası şöyle dedi: Benim oğlum bu adamın yanında işçi idi. Onun hanımı ile zina etti. Bana, oğlum için recm gerektiği haber verildi. Ancak ben onun adına yüz koyunla bir cariye fidye verdim. Bu arada bilenlere danıştım, (oğlum bekâr olduğu için) ona yüz değnekle bir yıl sürgün cezası, bunun karısına ise recm cezası gerektiğini haber verdiler”. Bunun üzerine, muhammet şöyle dedi: Nefsim kudret elinde olan Allah’a yemin ederim ki, aranızda Allah’ın kitabı ile hükmedeceğim. Cariye ve koyunlar geri verilecek. Oğluna yüz değnekle bir yıl sürgün gerek. Ey Üneys, sen de bu adamın karısına git. Eğer zinasını itiraf ederse, onu recmet”. Üneys kadına gitmiş ve kadın suçunu itiraf etmiş, muhammetin emri üzerine de recm edilmiştir (müslim, hudud, 25; buhari, hudud III, 38, 46, vekalet,13). Ebu hanifeye göre, yüz değnek yanında bir yıl sürgün, ayete ilave niteliğinde olup, ayet inince bu ilave kısım neshedilmiştir. Ancak islmm devlet başkanı böyle bir cezayı ta’zir cezası olarak verebilir” diyen zihniyet, 21.yüzyılın gündeminde ve Laik Turkiye Cumhuriyetinde ve ne acı’dır, Turkiye Cumhuriyetinin kurumunda, memurluk vasfı yürütenler arasında, bu çağdışı recm’i savunanlar vardır.

Sümerliler kadınları Tarlaya benzetir, Tevrat ve Kuran da aynı benzerlik vardır.. Sümer de 7 sayısı önemli, Yeraltı dünyasının 7 kapısı var. Kuran da da 7 kat gök, cennetin 7 kapısı şeklinde vardır. Sümerlerde Tanrılara Kurban kesiyor, sağ kalça ve iç organlar Tanrıya takdim edilir gerisi dağıtılır. Sümerlerde 6 gün çalışma 7. Gün dinlenme vardır. Tevrat ta da aynı şey sözkonusu Şabbat günü. Sümer Tanrılarının gökte toplandıkları Duku adlı bir yerleri vardır. Kuran da Göklerde bir meclis var, Kuran okunur, şeytanlar bu meclisi dinler, ve Arş.Sümer de Bilgelik Tanrısı Enki, Tufanın olacağını, Nuhun karşılığı olan Ziusudra ya duvar arkasından söyler.Tevrat ta ve Kuran da da Tanrı Musa ile perde arkasından konuşur ve Tufan olayı vardır. Sümerde günah çıkaran rahipler var. Burada pek çok müslümanın aklına şu gelmektedir: Biz hemen hemen bütün kavimlere peygamber geldiğine inanıyoruz. Dolayısıyla, belki de bu benzerlikler normaldir. Tevrat ve Kuran, Sümer metinleri ile benzeşiyorsa elbette Sümer metinlerini de ilahi kabul etmek adına onlara de Peygamber geldiğine inanmaktan başka çıkar yolunuz yok. Ancak Sümer metinlerinde, ne böyle bir Peygamber vardır, ne de tek Tanrı inancı, ne de kitap vardır. Yoktur. Üstelik Sümer de Cebrail’in rolünü Bilgelik Tanrısı Enki oynuyor, insanlara diğer Tanrı arkadaşlarından haber getiriyor. Sümer de Tufanı yapmaya 4 büyük Tanrı karar veriyor.

kuran’ın arapca kökü

kuranın içindeki, en önemlileri sayılan kelimelerin kökleri araştırıldı. Ve sonuç olarak muhammet in, nahl 103 ncü ayetini yazma zorunluluğunda olduğu görüldü. kuranı arapça olarak tanıtan muhammet, bir araya getirdiği, süryani ve ibrani den bozma kelimeler ile nasıl din yaptığına bakalım.
YUSUF 2: Biz onu arapça bir kuran olarak indirdik ki anlayasınız. RAD 37: Ve işte biz onu, Arapça bir hüküm (hikmet gereğince hükmeden bir Kitap) olarak indirdik. Eğer sana gelen bu ilimden sonra onların keyiflerine uyarsan, artık seni Allah’tan kurtaracak ne bir veli ne de koruyucu olmaz.

NAHL 103: Biz onların, Ona bir insan öğretiyor dediklerini biliyoruz. Haktan saparak kendisine yöneldikleri adamın dili acemi (yabancıdır, açık değildir), bu ise apaçık Arapça bir dildir. TAHA 113: Biz sana onu böyle Arapça bir Kur’ân olarak indirdik ve onda tehditleri türlü biçimlere çevirip açıkladık ki korunsunlar. Yahut (Kur’ân,) onlara bir hatırlama yaptırsın.

Şuara 195 Apaçık Arapça bir dille..Şuara 7: Biz sana böyle arapça bir kuran vahyettik ki Anakent (mekkeyi) ve çevresinde bulunanları ikaz edip; asla kuşku bulunmayan toplanma gününe karşı uyarasın. (O gün), bir bölük cennette, bir bölük ateştedir.

Zümer 28 :Korunanlar için bunu, pürüzsüz Arapça bir Kur’an olarak (indirdik).

Fussilet 3: Bilen bir toplum için âyetleri açıklanmış, Arapça okunan bir Kitaptır.

ZUHRUF 3: Biz, düşünüp anlamanız için onu Arapça bir Kuran yaptık.

Peki muhammet in kuran adını verdiği kitabın adı bile arapça olmayan, bu insan yazması kitabın içindeki en önemlileri sayılan kelimelerin kökleri, hangi dillerden aşırmadır?

1-Kuran adıyla başlayalım:Kuran da, kitabın arapça olduğu sık sık bildirilir. Oysa Kuran ın kendi adı bile Arapça değildir. Konunun uzmanlarından sayılagelen ünlü doğubilimci F. Buhl, Kuran için, nereden geldiği ve ilk anlamı kuşkulu diyor. Bununla birlikte, Schwally, Wellhausen ve Horovitz gibi ciddi doğubilimci incelemeci ler in, kuran sözcüğünde okuma ya da okunan anlamına gelen keryani, kiryani sözcüğünü gördüklerini, o nedenle, bu sözcüğün Süryani ya da İbrani dillerinden alındığını söylemek gerektiğini belirttiklerini ve kuran sözcüğünün kökü olarak düşünülen kara’a sözcüğünün bile arapça olmadığını ortaya koyduklarını yazıyor. kıraat gibi, süryanicedeki kıryono da, okuma anlamına gelir.

2-Firdevs: Cennetin adlarından, ya da kesimlerinden. Arapça değildir. bahçe-bostan anlamında. Süyuti nin aktarmasına göre, Mücahid, bu sözcüğün, Rumca olduğunu ve Bostan anlamına geldiğini, Suddi ise Nabatça olduğunu ve Üzüm bağı anlamına geldiğini savunur. Gerçekte ise Firdevs sözcüğü, eski Farsçadaki Paradise sözcüğünün bozmasıdır. Prof. Dr. Philip K. Hitti’ye göre, Duvarlarla çevrili bahçe- bostan anlamını içeren paradise, ibranice ve yunanca yoluyla Aramilere geçmiş ve dönüştüğü Firdevs biçiminde Aramice yoluyla gelmiştir. Arami,Süryani yoluyla Kuran’a geçtiği söylenebilir. Süryanicedeki Firdeyso sözcüğü, Bahçe anlamındadır. Gerçekten de Muhammed’in, Firdevs ten söz ederken şunları söylediği bildirilir: Tanrı’dan istediğiniz zaman, Firdevs’i isteyin. Çünkü cennetin ortasıdır o. En yüksek yeridir. Onun üstündeyse Rahman’ın (Kral Tanrı’nın) Arş’ı (sarayı, tahtı) bulunur. Cennetin ırmakları da oradan akar.

3-Furkan: Kuran da, Musa ve Harun a Furkan verildiği bildirilir. Kuran ın furkan olarak indirildiği açıklanır. Fur’kan ın, fark, tefrik sözcükleriyle ilişkili gösterilmek istendiği, kimi müslüman kuran yorumcularınca iyi ile kötüyü ayırt edici, yanlış ve doğruyu seçmeye yarayan anlamı verildiği, kimi doğubilimcilerin bile bu anlamı önemser gibi göründükleri görülmekte. Ama gerçek olan şu: Fur’kan sözcüğü, kurtuluş, esenlik (selamet) anlamındadır. Kuran ve öteki kutsal bildiriler için kullanıldığı yerlerde bile bu anlam var. Süryanicedeki Furkono sözcüğü de aynı anlama (kurtuluş, esenlik anlamına) gelmekte. Demek ki, furkan, Arapça değildir. Furkono sözcüğünden bozmadır.Furkan ın Süryanicedeki sözcük gibi, kurtuluş, esenlik anlamına geldiği, Enfal 41 nci ayetinde şöyle denmesinden de açıkça belli oluyor. Eğer Allaha ve iki (savaşçı) topluluğun karşılaştığı gün (Bedir Savaşında), kulumuza indirdiğimiz furkan’a (sağladığımız kurtuluşa, esenliğe) inanıyorsanız, elde ettiğiniz ganimetin beşte birinin; Allah’ın, Peygamberin, onun yakınlarının, öksüzlerin, düşkünlerin ve yolcuların olduğunu kabul edin….

4-ikra: Alak Suresinin ilk vahiy sayılan ayetlerindeki ikra sözcüğü gibi, hemen hemen aynı biçimde kullanılan, Süryanicedeki ikri sözcüğü de oku! anlamına gelmekte dir. Buna göre muhammed, Süryanilerden bir Süryanice sözcük edinmekle başlamış, peygamberliğine.

5-Adem: Adem arapça değildir. Kuran’da, arapça olmayan (acemi) sözcüklere özgü kurallara göre okunur.Bu ad, Tevrat ta ve İncil de de geçer. Süryanice de ki, aynı anlama gelen Odom sözcüğünden bozma olsa gerek.

6-Havva: Ademin karısı. Arapça değildir. Tevrat’ın Tekvin bölümünde, 3. babının, 20. ayetinde şöyle dendiği görülür: Ve Adem, karısının adını Havva koydu. Çünkü o, bütün yaşayanların anası oldu. Tevrat’ın bu anlatışına göre; Havva, hayat ya da hayatı olan anlamında. Yunanca gençlik demek olan Hebe de, kimi yazarlarca Havva niteliğinde gösterilir. Hitit Tanrıçası Hepa da öyle. Bu görüşü yansıtan bir mitoloji yazarının şöyle dediği görülmekte: Hebe, Hitit yazıtlarında Hepa, Hepat ya da Hepatu diye adlandırılan büyük Güneş Tanrıça Arin-na’nın Yunancalaştırılmış adı olsa gerek. Hitit yazıtlarında, bu Tanrıçaya, ’sedir ağaçlarının ülkesinde’ tapıldığı belirtilir. Sedir ağaçlarının ülkesi, Lübnan dır, Filistin dir. Hepa=Hebe ise, Tevrat ta ilk insanın, yani Adem’in eşi ve bütün insanların anası olarak gösterilen Havva’nın ta kendisidir… Bununla birlikte Havva nın, Süryanice de ki, aynı anlama gelen Havo olduğu söylenebilir.

7-Tağut: Tağut sözcüğü de arapça değildir. Sapkınlık anlamında. Şeytan için de söylenir. Süryanicedeki, yine sapkınlık anlamına gelen togyuto sözcüğünden bozma. Süyuti ise tağutun Habeşçe olduğunu ve kahin anlamına geldiğini yazar. Kuran’daysa şeytan anlamında kullanıldığı anlaşılıyor.

8-İblis: Kral şeytan arapça değildir. Kuran’da. da arapça olmayan (acemi) sözcüklerin okunuş kuralına göre okunur. Şeytanın özel adı olarak yer alır. Rumca olabileceğini söyleyenler var. Bir kitapta şunlar yazılı: İblis adı, Yunanca diabolos sözcüğünden alınmıştır. Ve sahte,ithama, tahrif edici, iftiracı demekir.

9-Şeytan: Arapça değildir. İbranice’deki satan ya da haşatan sözcüklerinden bozmadır. Ulu Yahudi Musa İbn Meymun (1135-1204), şunları yazmakta: Satan (şeytan), satah tan gelmedir. Satah ise, sakınma, bir yerden sakınarak, saparak geçme’ anlamını dile getirir. Sen ondan sakın, yanından geçme, onun yanından, sap, öyle geç! (Tevrat, Süleyman’ın Meselleri, ) ayetinde de bu anlamda kullanılmıştır. yani satan. (şeytan) sözcüğünün kökünde, geçip gitme anlamı var. Satan a (şeytana), şunun için satan denmiştir: O, kuşkusuz kişiyi doğru yoldan alıp götürüyor, sapkınlığın yoluna düşürüyor.

10-Rahman: Tanrıya Rahman denir ama arapça değildir. Celaleddin EsSüyutî 1(1445-1505), El ttkan adlı ünlü ve önemli kitabında, Rahman ın arapça olmadığını belirttikten sonra ibranice olduğuna ilişkin görüşler aktarır. Rahman, aslında Süryanice dir. Ve aslı Rahmono dur. Acıyan anlamında. D.B. Macdonal, İslam Ansiklopedisinde, Peygamberin bu cümleyi (Bismi’r-Rahman cümlesini), Güney Arabistan’dan aldığı sabit gibi görülüyor demekte dir.

11-Vedud: Seven-sevilen anlamında dır. Kuran’da olan bu sözcük de arapça kökenli değildir. Eski çağlarda ki bir Tanrının adı, bu sözcükle uzay çağına yansır. arapların islam’dan önce tapındıkları ve adının kuran, Vedd adlı bir Tanrıları vardı şekliyle yer alır.. Araplar, öteki Tanrıları gibi bunu da başka toplumlardan almışlar, ileri sürüldüğüne göre, Nuh döneminden, islam’a değin tapına gelmişlerdi. Nuh uydurmasını bir yana bırakırsak, bu Tanrıya Arapların uzun süre tapına geldiklerini gerçek saymamak için bir neden yok. Sevgi Tanrısıydı Vedd, Eros gibi..

12-Cehennem: arapça değildir. Halim Sabit Şibay, islam ansiklopedisinin cehennem maddesinde şöyle der ahirette, azap yerinin adı. ibranice gehinnom’dan (gihinnam) geldiği söylenmektedir. şunu ekliyor: kimi doğubilimciler, bunun, Kudüs’ün yanında eski çağlarda Mo-loch adına yapılan kurbanların yakıldığı kuyunun adından (Hinnom Vadisi) alındığı görüşündedirler. Cihinnam, eski metinlerde bir kelimesine sıfat olarak, çok derin manasında kullanılmaktadır. Hayrullah Örs ise Musa ve Yahudilik adlı önemli yapıtında, şunları yazmakta: Kötülerin gittikleri azap yerinin adı, Hinnom oğullan vadisi anlamına gelen Ge bna hinnom iken, sonraları Gehenna olmuştur. Gehennd olmuştur. Ge bna hinnom, Kenanilerin (Tanrı) Bate, kurban edilen çocukları yaktıkları bir vadinin adıydı.

13-Kuddus: Yukarıda gösterilen ayetlerde, ikinci olarak da tanrıya, kuddus deniyor. kuddus sözcüğü, çok kutsal anlamını içermekte dir. Bu sözcük de Arapça değildir. Süryani dilinde, din Azizine, ermiş kişiye kadiso (sanctus) denir.

Tann Krallığını anlatan arş-kürs i-melik-melek-Cebrail-Mikail melekut (Tanrı Krallığı) gibi sözcüklerin, ayrıca karşı gücü oluşturan İblis-şeytan-cibt-tağut gibi sözcüklerin kuran’da yer aldıkları halde Arapça olmadıklarına, çoğunun İbrani, Arami-Süryani kiminin Nabat kiminin Habeş kiminin Yunan çevrelerinden alınma sözcükler olduğuna dikkat çekilmişti. Tanrı ve şeytan krallıklarında önemli yerleri olan ve değişik konuları içeren başka sözcüklerden de örnekler sıralandı ve bunların da Kuran da. geçen önemli sözcükler oldukları halde Arapça olmadıkları belirtildi. Bu konularda, gerçeği bir de sözcüklerin dilinden öğrenmek isteyen herkes, yeterince durup düşünmek zorunda bunlar üzerinde.

Kalıcı Bağlantı Yorum Yapın

hangileri yalancı idi

Ekim 27, 2008 at 8:45 am (sinsi islam)

Muhammet zamanında araplarda hakim olan putperestlik dini vardı. diğer dinler komşular vasıtası ile belli bölgelerde etkilerini gösterseler de, Mekke ve Hicaz da bu dinlerin hiç biri yerleşememişti. Kabe o zaman da İbrahim’in tapınağı olarak biliniyordu ve kutsaldı. Savaşa gidenler,başlarını kazıtarak Kabeyi ziyaret ederdi. Yarımada nın çeşitli yerlerinde Kabeye benzer yüz kadar daha tapınak vardı,onların da etrafı tavaf edilir ve kurbanlar kesilirdi. Kureyşlilerin Mekke dışında Kabe ye ek olarak Batn-ı Nahle de,Uzza tapınağı vardı ve bakımı Süleym kabilesine aitti. Araplar o dönemde cinlerin varlığına da inanır ve onları Allah’ın kızları sayarlardı. Lat Uzza ve Menat ta birer cin bulunur ve bunların konuştuğuna inanılırdı.Diğer monoteist dinler kulaktan kulağa yayıldıkça Araplar da artık bu put olaylarına eskisi kadar rağbet etmiyorlardı ve geniş kudretli bir Tanrı fikrini daha mantıklı buluyorlardı. Tanrılara, yani putlara olan bağların zayıflaması Arap toplumunun zayıfladığını akla getirmemeli. çünkü araplar da bağlar ve birlik din değil kan yolu ile kurulmuştu. yani akrabalık şeklinde. Artık yazılan şiir ve kitabelerden anladığımız kadarı ile Araplar Tanrılar’ın üzerinde olan bir Allah fikrini benimsemeye başladılar ve hatta Allah üzerine yemin etmeye ve Allah içeren isimler almaya başladılar. Bu bağlamda Kuran daki Biz putlara ancak bizi Tanrıya yaklaştırsınlar diye tapıyoruz ayeti de bu durumu teyit etmektedir.Araplar da daha önce Tanrının özel bir adı yoktu, her kabile kendi Tanrısını kastederek Rabbimiz yani efendimiz veya İlahımız derdi.Farklar putlardan geliyordu, mesela Sakiflerin Rabbinin müennesi el-lat idi. başka kabileninki farklı olduğu için Rabden kasıt da farklıydı. Allah kelimesine geçilmesi ile bir anlam bütünlüğü, işaretlenmiş ve özel bir Tanrı,Tek Tanrı kavramı ortaya çıktı ve gelişti.

 

İslamiyetten hemen önce Araplar kainatı kuran ve düzenleyen tek bir Tanrıya hükmetmişlerdi fakat bu yetmiyordu, onunla bir bağ kuramamışlardı ve bir din oluşturamamışlardı.İsa ve Musa dinleri vardı ama Araplar onlara pek yanaşmıyordu. çünkü Musa dini milli bir dindi, yahudi dini idi ve İsa dini ise zulum altında olan fakir Araplara diğer yanaklarını çevirme veya sabır ve tahammül tavsiye ettiğinden,milli akidelere ters düşüyordu. aynı zamanda araplar diğer dinlere karşı oldukça lakayt idiler,aynı kabile içinde farklı dini inançlar huzursuzluğa yol açmadığı gibi,Kabe’nin bile direkleri üzerinde Meryem ve oğlu İsa’nın resimleri bulunmasına kimse ses çıkarmıyordu.İşte bu sebeble mekkeliler Muhammed’e de ilk zamanlarda ses çıkarmadılar ancak putlara hucum başlayınca, Mekke’nin artık iktisadi merkez olmayacağını düşünen Mekkeliler İslamiyete cephe aldılar. Arabistan’a sızmış olan dinler arasında Mandeenler ve Harran Sabiileri olarak ikiye ayrılmış olan Sabiiler vardı.Mecusilik yani Zerdüşt dini İran dan sızmıştır. daha çok Oman Bahreyn ve Yemen de etkisi vardı. Musevilik münferit yerlerde egemenlik kurmuştu bunlar Hayber, Teyma, Yesrip ve Fedek vahalarıdır. Hristiyanlık ise hristiyan esirler ve Habeşistan,Suriye’ye gidip gelen şarap tüccarları sayesinde sızmıştır.Yarımadada hristiyanlık en büyük zaferini Necran da kaydetti.

 

Muhammed den önce Mekke Taif ve Medine’de putperestlikle tatmin olmayan bir takım insanlar belli araştırmalara girmişti,Tevrat ve İncil’i de inceleyen bu kişiler kendilerine Hanif demekteydi. Bunlar özellikle ataları ve Kabe’nin kurucusu gördükleri İbarahim in dinini araştırıyorlardı. En meşhur Hanifler, Varaka bin nevfel (hatice nin amca oğlu) Osman Bin Huveyris (Bu da aynen) Ubeydullah Bin Cahş (Muhammedin hala oğlu,Zeynepin ağabeyi, ve yine Muhammedin karısı olan Ümmü Habibe nin ilk kocası) Zeyd bin amr bin nevfel. Bu dörtlü çete oldukça fazla faaliyet yapmıştır. Varaka Muhammed’e görünen meleğin Cebrail olduğunu söyleyerek onun peygamberliğini müjdeleyen ve yayan şahıstır. Bu dörtlü İbrahim dinini araştırmak üzere ayrı ayrı ayrı yönlere seyahat kararı alırlar.Ubeydullah gittiği yerde Hristiyan olur ve kalır.

 

Şimdi gelelim Muhammed zamanında ortaya çıkan ama başarısız olan diğer peygamber adaylarına. birçok insan ortaya atılarak Peygamberlik iddiasında bulundu. Bazılarıda çevreleri tarafından iteklendi. Bunların çevresinde hemen bir kitle oluşuyor,en azından kendi kabilesince destekleniyordu.Peygamber’ gelen kabile hemen diğer kabileler üzerinde maddi,manevi menfaat tesis etme çabalarına girişiyordu.Bu sözde Peygamberlerin içinde bazıları gerçekten uzun süre tutundular.Fakat sonuçta hepsinin foyaları ortaya çıktı ve hiçbiri dikiş tutturamadı. Bir tanesi hariç ! Bu konu hakkında, İslam Tarihi Doçenti olan ve haince bir suıkast ile katledilen Bahriye Üçok’un çalışmalarından bir kesit sunmaya çalışalım.

 

Esved ül – Ansi : Esved ül – Ansi, yemen bölgesinde oturan Ans kabilesine mensuptu. Samilerde kahinler ve peygamberlerin Peçeli dolaşma geleneğine uygun olarak Peçe ile dolaşırdı. Kahinlik eder,güzel konuşurdu. Halkı etkiler, özellikle marifetli eşşeği ile sergilediği çeşitli hokkabazlıklar çok beğenilirdi.Bir Rivayete göre, Bir gösterisinde 100 kadar hayvanı bir çizgi üzerine dizer ve sırayla mızraklar, Hiç bir hayvan çizgi dışına kımıldamaz. Ve Halk çok etkilenir. Hicretin 10 ncu yılında Peygamberin Veda Haccından dönerken hastalandığı haberi toplumda yayılmıştı. Sessiz çalışan Esved bu haberi alınca Peygamberliğini ilan etti. Kendine Rahman ül Yemen adını vererek, kahinlerin kıyafetine büründü ve Rahman adına konuşmalar yapmaya başladı. Ans, Zebid, Üded ve Mezhiç kabileleri onun Peygamberliğini kabul etti. Hatta Necran bile birtakım kolaylıklar göstermeyi kabul etti. Esved büyük bir isyan başlatmış ve bu isyan tüm Güney Arabistan’a yayılmıştı. Buna karşı Muhammed hasta yatağından bu bölgeye, Emir ve tavsiye mektupları göndererek isyanı bastırmaya çalışıyordu. Muhammed Yemen deki Ebna’lara bir elçi göndererek Esved’e savaş açmalarını istedi. Bu arada Benül Harisler ve Kinde halkı islamiyetten dönerek Esvede katıldı. Böylece güçlenen Esved Necran’ı zaptetti.San’a ya ilerledi orayı da alarak,Şehr Bin Bazanı öldürdü ve adet olduğu üzere karısı Merzubane Azad ile evlendi. Ve Esved, Hadramvi bölgesi sınırından Taif vilayetine ve Bahreyn bölgesinden Aden’e kadar olan bütün toprakları eline geçirdi. Daha sonra Aser,Şerce,Galafika,El Cend ve Aden’i hükmü altına aldı.

Esved ül-Ansi nin sonu: Esved geniş topraklara hükmediyordu ve Zafer sarhoşluğu içinde idi.Ebnaların idaresini Komutanlarından Firuz ve Dazaveyh’e vermişti. Ne var ki bu komutanları ve Kays’ı küçümsemeye,horlamaya başladı. Bu sırada Muhammedin memurlarıbdan olan Muaz Bin Cebel, Sekun kabilesinden Müslüman bir kadınla evlenmişti, ve kabile içinde güçlenmişti. Muhammed, Muaz’a bir mektup göndererek, Esvedin öldürülmesini istedi. Muaz harekete geçti ve Esvaed’in kendini öldürteceğinden korkan Kays’ı yanına çekmeyi başardı. İşbirliği genişlemişti, aralarına Esved’in karısı Azad’ın amcaoğlu Firuz’u da aldılar. Esved’i savaş ile yenemeyeceklerinden, tuzağa düşürerek öldürmeyi planlıyorlardı. Firuz, Azad ile ilişki kurdu ve Azad kocasını öldürmüş bulunan Esved’e karşı onlarla işbirliği yapmayı kabul etti. Firuz saraya girdi ve Esved durumdan şüphelenmeye başladı. Bir meydanda, getirttiği inek ve develeri mızraklayarak bir gösteri yaptıktan sonra, vahiy duymak için kulağını yere yapıştırıp bir süre bekledi. Sonra topluluğa dönerek; Yanımda bulunan melek, Kays asidir. onun başını kes diyor dedi, yine başını yere koyup dinledi ve bu sefer de, Ey Esved, Firuz asi ve azgınlardandır, onun sağ elini ve sağ ayağını kes dediğini haber verdi. Artık vakit kalmamıştı. O gece, Esvedin karısı Azad, Firuzu saraya alarak yatak odasına sakladı. Firuz da Kays ve diğerlerini içeri sokarak, Azad’ın yanında uyumakta olan, Esved’in kafasını kestiler. Esved öyle şiddetli bir böğürtü çıkarmıştı ki Şüphelenerek gelen muhafızlara, Azad Peygambere vahiy geliyor diye seslendi. Daha sonra şehrin en yüksek kalasına çıkarak Veber’e ezan okuttular ve toplanan kalabalığın önüne Esved’in kafasını fırlattılar. Böylece Esved tarftarları kaçarak dağıldı. Fakat bu arada muhtelif rivayetlerde, bu olaydan 1 veya 5 gün sonra Muhammedin de öldüğü bildirilmektedir.Yani Esved tam zamanında öldürülmüştü. Eğer önce Muhammed ölseydi, Esved belki de doğacak kargaşa ortamında çok daha güçlenecek ve belkide dinler dahil tüm tarih değişecekti.

 

Müseylimet ül Kezzab Yemame : Müseylimet ül Kezzab Yemame, Necidin güneydoğusunda, Bahreyn’in batısında yaşıyordu. ziraatçilikle rahatça geçiniyor ve hanife kabilesinin kontrolunde bulunuyordu. Hicretin 8.yılında Hevze ölünce, Müseylime, Beni Hanife’nin hükümdarı olmuştu. müseylime, zengin topraklara ve nüfus çokluğuna sahip bulunan Yemame’nin muhammedin nufuzu altına girmesini önlemek amacıyla, muhammed gibi yeni bir dinin, müjdecisi olduğunu ilan etti ve kuran’a nazireler söylemeye başladı.

 

Hicretin 10 ncu yılında şöyle bir mektup kaleme aldı; Tanrı elçisi Müseylime’den, Tanrı elçisi Muhammed’e mektuptur. Sana esenlikler dilerim. Ben Peygamberlikte sana ortak edildim. Yeryüzünün yarısı bize, yarısı Kureyşlilere aittir, fakat Kureyşliler adaletle hareket etmezler. muhammet bu mektubu okumuş ve gelen elçilere, Siz ne diyorsunuz? diye sormuştur. onlar da aynı cevabı verince; eğer elçiler öldürülmez kaidesi olmasaydı, sizin boynunuzu vururdum… demiştir. daha sonra Müseylime’ye bir mektup yazmıştır. Bu mektubun metni bazı tarihlerde yer almakta, fakat orijinali elde bulunmamaktaydı. Bu tarihi vesika Topkapı Sarayı Müzesi’nin Mukaddes Emanetler Dairesi’nde ortaya çıktı. Hicretin 10 ncu yılı sonuna doğru muhammet tarafından übeyy b. naab’a yazdırılıp Müseylime ye gönderilen bu mektubun Türkçesi ise şöyledir.son cümle tam olarak okunamamıştır.

 

Müseylime nin Vahiy lerinden örnekler: Tohum ekerek Ekin yetiştirenler, Ekinleri biçenler, Buğdayları savuranlar, Sonra öğütenler, Onlardan ekmek yapanlar, Bu ekmekleri ufak ufak doğrayarak, Et suyunda ıslatanlar, Ve bunların üzerine, Sade yağ dökerek yiyenler, Şerefine and içerek, temin ederim ki, Siz hayvan besleyerek cadırda yaşayanlardan, daha meziyetlisiniz.

 

Binalarda yaşayanlar da size üstün gelmedi. Karanlıkları basan gece, Siyah Kurt ve yaşına basan, Çatal tırnaklı hayvan adına and içerek, Üsseyid’lerin, Harem’in hürmetini çiğnememiş, Olduklarını teyit ederim. (müseylime’ye gelen vahiy)

 

Nar ibn Haris: Nar ibn Haris, ibnul Mukaffa, kendine ait bir Kuran yazmaya calistigi icin, zındıkların başı ilan edildi. EbuTayyib kendine Kuran geldigini ve Peygamber oldugunu iddia etmistir. 980 yilinda oldurulmustur. Ebul- Alal-Muarri’nin de Kurana nazire olarak, kendi Kuranını yazmasi ve peygamberlik iddiasi nedeniyle 1074 de oldurulmustur. Horosanlı Ebu Muslimin katibi ve muridi Hasim (778) 2 yil hukum surdu guclendi ve kendi sarayinda sulalesiyle birlikte yakildi. dördüncü mehmet zamaninda izmirli bir yahudi olan Sabatay Sevi (1666) Mesih oldugu iddiasi ile ortaya cikti, 10 yil boyunca pek cok Museviyi Hiristiyan yapti. sıkışınca islami kabul etti ve hayatini kurtardi.Zagreb’li bir Hırvat olan Ibrahim Muhammedin cismi ile gonderildigini ve son peygamber oldugunu iddia etti. Guclendi sayisiz muridi oldu ve 1746 da idam edildi.

 

Said-i Kurdi (Said- Nursi) de kendini bir peygamber olarak nitelemiştir. yazdığı kitapları, kurana eş ölçüde, değerli gostermistir. halen müridi olan bu sahtekarın, mürid sayısı ve modern Turkiye’ye verdigi zarar bilinmemektedir. Bunlarin yani sira Abul-Huseyn Ahmed ibn Yahya al-Ravendi icin de Peygamberlik iddiasinda bulunuldugu iddia edilse de, al-Ravedi’nin onemli bir dusunur oldugu anlasilmaktadir. Muhammed’e sert sekilde elestirler getirirken sunları söylüyor;muslumanlar, muhammetin peygamberligine delil olarak, O’nun getirdigi kitaba kimsenin nazire yapamayacagini soylemis oldugunu gosteriyorlar. Peki onlara denilse ki; Oklides de kendi kitabi gibi bir kitabi hic kimsenin yazamayacagini soylemistir. Peki Oklides boyle demekle peygamber mi oluyor? Al-Ravendi’nin bir cok kitabi oldugu soylenmekte ve at-tac adli kitabinda Kurana nazire yaptigi aktarilmaktadir. Bu kitap bugun elde yoktur.

Kalıcı Bağlantı Yorum Yapın