About

This is an example of a WordPress page, you could edit this to put information about yourself or your site so readers know where you are coming from. You can create as many pages like this one or sub-pages as you like and manage all of your content inside of WordPress.

4 thoughts on “About

  1. Tanrı’nın benliğinin bilincinde olması gerekir. Bir isim takmış kendine (yoksa başkası mı takmış) Allah. Bu Arapça bir isim. El-İlah. Tanrı’dan indiği ileri sürülen Kuran’da neden kendini bu isimle tanıtmış Allah?
    Neden kendine bu ismi vermiş? Yoksa kendi vermemiş te Arap’lar mı ona bu ismi takmış? Tanrıdan indiği söylenilen Kuran’da, Tanrının isminin Arapça olması, Kuran’ın bir Arap tarafından yazıldığının kanıtıdır. Arap mitolojisinin öğeleri belirgin biçimde günümüze ulaşamamıştır, yine de daha sonra İslam döneminde bazı kaynaklarda çok kısa ve yalınca tanımlandıkları olmuştur. Ayrıca İslam dininin kutsal kitabı Kur’an’da dönemin Araplarının inançlarına dair bazı tanımlar içermektedir. Örneğin Kur’an’da İslam öncesi Araplarının cinlere tapındığı (34/41), meleklere tapındığı (43/19) ve dişi tanrıçalara tapındıkları (4/117) geçmektedir.

    Arap mitolojisine dair Kur’an’da geçen en belirgin öğe belki de onların Yaratıcı sıfatı bulunan belirli bir baş tanrıya tapındıkları fakat bunun dışında, belki de bu baş tanrı ile kendileri arasında aracı olmaları için, çeşitli daha küçük tanrılara tapındıklarıdır (29/61,63; 39/3 vd.). Ayrıca tapındıkları ve putperestlik geleneğini sürdürdükleri bu tanrıların bir kısmını Allah’ın Kızları yani baş tanrının çocukları olarak gördüklerine dair ifadeler de vardır. Bu düşünceleri destekleyecek şekilde dönemden bugüne kadar ulaşan bazı şiir metinlerinde, “Allah” adıyla andıkları yüce bir Tanrı’ya dair bilgiler bulunmaktadır.[11]

    Yine de bunun daha sonraki dönemlerde Müslümanlar tarafından, politeistik tanrıların isimleri yerine metinlere geçirildiği şeklinde iddialar da mevcuttur. Genel görüş bu iddaları içinde çeşitli putların ve politeistik inançta inanılan tanrı isimlerinin yer aldığı şiir parçalarının da bugüne ulaştığı gerekçesiyle reddeder. Ayrıca İbnu’l-Kelbî’nin kaleme almış olduğu “Kitabu’l Asnam”da Arapların Allah adıyla andıkları bir tanrının yanı sıra farklı tanrılara da tapındıklarına dair bilgiler mevcuttur. Ek olarak bazıları Allah isminin Mekke’de bulunan putlardan veya politeistik tanrılardan birinin adı olabileceğini veya yüce bir tanrının isminden çok genel anlamda tanrı sözcüğü yerine kullanıldığını öne sürmüşlerdir. Sonuç olarak Arap mitolojisinin tamamen politeistik bir temel üzerine mi kurulduğu yoksa daha çok henoteistik bir temele mi sahip olduğu bilimsel anlamda belirsizdir.

    http://tr.wikipedia.org/wiki/Arap_mitolojisi

    Bir başka sava göre; “Lat” adlı tanrının adının artikel/harf-i tarif ile yazılışı “Al-Lat” sözcüğünün yazılışında sonundaki t ت harfinin Sami dilleri’ndeki h ه harfine dönüşen t ة harfi olarak yazılışı sanılmasıdır. Buna göre “Al-Lat” ile “Al-Lah” sözcüğü ayni sözcük olur. Öte yandan gene bu; h ه harfine dönüşen bu t ت harfi, Sami dilleri’nde “dişilik eki”dir. Ama Al-Lat unu tere yagla Lat yapan (karistiran) gelir. Hacilara bu isi Allah rizasi icin yaptigindan, o sahsa Al-Lat denir. Yani Lat yapan. Allah ve Lat arasinda mana bakimindan hic bir baglanti yoktur. İslamiyet öncesinde ki Arap isimlerine göz atarsak Allah isminin olduğunu kolaylıkla görebiliriz. Bunlardan birisi Muhammedin babasının ismidir.

    Muhammed’ den önce Araplar Allah isminde bir İlaha inanıyorlardı. Aşağıdaki ayetlerde bu apaçık ortadadır.
    Ankebut 61 Andolsun ki onlara: “Gökleri ve yeri yaratan, güneşi ve ayı buyruğu altında tutan kimdir?” diye sorsan, mutlaka, “Allah” derler. O halde nasıl (haktan) çevrilip döndürülüyorlar? Zuhruf 87 Andolsun onlara kendilerini kimin yarattığını sorsan elbette “Allah” derler. O halde nasıl (Allah’a kulluktan) çeviriliyorlar?
    Zuhruf 9 Andolsun ki, onlara gökleri ve yeri kim yarattı? diye sorsan; “Onları şüphesiz güçlü olan, her şeyi bilen Allah yarattı” derler. Ankebut 63 Andolsun ki onlara: “Gökten su indirip onunla ölümünün ardından yeryüzünü canlandıran kimdir?” diye sorsan, mutlaka, “Allah” derler. De ki: (Öyleyse) hamd da Allah’a mahsustur. Fakat onların çoğu (söyledikleri üzerinde) düşünmezler. Ama ne zamanki muhammed bu Allah a ek isimler koymaya başladı,diğerleri o zaman Muhammed e orada dur dediler, Rahman da kimmiş biz ona secde etmeyiz. Yani eski köye yeni adet mi getiriyorsun dediler?

    Furkan 60 Onlara: Rahman’a secde edin! denildiği zaman: “Rahman da kim miş! Bize emrettiğine secde eder miyiz hiç!” derler ve bu emir onların nefretini arttırır. Rad 30 30. İşte seni böyle, kendilerinden önce nice ümmetler gelip geçmiş olan bir ümmet içinde gönderdik ki, onlar Rahmân’a küfredip dururlarken, sen onlara sana vahyettiğimiz kitabı okuyasın. De ki: “O Rahmân benim Rabbimdir, O’ndan başka ilah yoktur. Ben O’na dayandım, tevbem de O’nadır. MUhammed bakıyor ki kendi eklediği isimleri tepki almaya başlıyor bu sefer Kuran ın meşhur kıvırtmaları başlıyor. İsra 110 De ki: “İster Allah deyin, ister Rahman deyin. Hangisini deseniz olur. Çünkü en güzel isimler O’na hastır.” Namazında yüksek sesle okuma; onda sesini fazla da kısma; ikisinin arası bir yol tut.

    Peki Muhammede eklediği Rahman ismi için orada dur ne oluyor çeken Araplar haksız mı? Mekkeli Araplar Muhammedin İslam kelimesini bile Bu Rahman denen kişiden aldığını iddia ediyorlardı. Bu Yemenli Rahman, peygamberlik savında bulunduğu zamanlar bir diğer adı da “Müslim” di. Yani İslam oluşturulmadan önce adamın bir adı da Müslim! Tabii, daha sonra peygamberlik savında Muhammed basarili olunca, Müslümanlar alay etmek için “Mseylime” yani “çok yalancı” anlamında “Kezzab” ismini de eklerler. Daha sonra da islam ın tarihi derlenirken, bu rahman ile ilgili bilgilerin büyük çoğunluğu imha edilmiştir, ilerde sorun çıkmasın diye. Yine de elde kalabilen bu kadar bilgi bile durumu gayet iyi açıklayabilmektedir. Evet, RAHMAN” denirken kastedilen kişi buydu. Son derece varlıklı,bilgili, yardımsever,merhametli,ve oldukça nüfuzlu bir kabile başkanıydı.

    Rahman bir insan ismidir. Kelime köken olarak ta çoktanrılı Hint diline aittir. Evet, Allah,al-ilah, yani El-İlah tan gelmiştir. O da antik Kenan panteonu bas tanrısını adidir. Ay tanrısıdır. Sembolü hilaldir. Bir diğer ismi de Sin dir. Yani parlak olan ışıldayan. Simdi gelelim Yemenli Rahman’a: “El imanu Yemamin”(Iman Yemenli’dir)-Feyz Murtaza Zebiidi,Ehadisul Mutevatire 41-43. Yemen, o zamanlarda Mısır dahil ortadoğu ve Hindistan kadar ki uygarlıklar için önemli ticaret noktalarından biriydi. Ayni zamanda din olarak ta Musevilik,Hristiyanlık ve Müslümanlığın temeli olan sabiilik (yıldız,güneş ve ay tapımı)vardı. Bunun yanında Musevilik ve Hristiyanlık ta sonradan yerleşmişti, tıpkı,Medine de Yahudiliğin yerleşmiş olması gibi. Yemen bu yüzden ticari olduğu gibi bir dinsel merkezdi de ayni zamanda. Rahman denen kişi Yemen’in Ezd kabilesinden, bilgelik ve nüfuzuyla saygı gören bir başkandı. Muhammed,peygamberliğini ilan etmeden önce, karısı Hatice tarafından ticari amaçlı olarak Yemen’e de gönderilmişti. Yemen’de o zamanlar çok önemli olan Hubase fuarına katılmıştı. Zaten Rahman’la da burada tanışmıştı. Buna kaynak: Muhammed Hamidullah,İslam Peygamberi 1/61.

    Muhammedin içinden çıktığı Evs ve hazrec kabileleri de,o zaman ki Arap kabileler topluluğundan bir çoğunu içine alan Ve Rahman isimli kişinin de içinden çıktığı Ezd kabilesinden ayrılmaydı. Yani kısacası, Muhammed ve rahman uzak ta olsalar sonuçta akrabaydılar. Yemen kökenli bu Ezd kabilesi muhammed için çok önemliydi. Buna örnek olarak çok sağlam yani mutevatur hadislerden bir iki adet aktaralım: “Emanet (güven) Ezd’dedir.”-Tirmizi,Sunen,no 3936- “Ezd kabilesinden olanlar, Allah ın yeryüzündeki aslanlarıdırlar.İnsanlar onları alçaltmak isterlerken, Allah onları yükseltir. öyle bir zaman gelecektir ki, kişi hep ‘keşke babam bir Ezd’li olsaydı, keşke anam bir Ezd’li olsaydı diyecek”-Tirmizi,no:3937-İşte bu yüzden, bu Yemen ve Ezd kabilesi sevgisinden Muhammed,”iman Yemenlidir” demiştir. Sadece sevgisinden değil tabii, Yemenin o zamanlar bir dinsel merkez olması, bütün dinlerin kaynağı olan sabiiligin orada merkezi din olmasıdır. Evet, Muhammed e göre iman dolayısıyla dini oluşturan her şey,ibadetlere kadar Yemenlidir, Sabiilik kökenlidir. Rahman boşuna önemli bir insan değildi Muhammed için.

    Her şey adamların gözlerinin önünde cereyan ediyor, aptal mı bu insanlar bunları bile bile Muhammed e neden inansınlar ki. Elbette haklı olarak tepkilerini koymuşlar. Furkan 4- İnkâr edenler: “Bu Kur’ân Muhammed’in uydurmasıdır, ona başka bir topluluk yardım etmiştir” diyerek haksız ve asılsız bir söz uydurdular. Tepki ye Kuran da her zaman olduğu gibi yanıt gelmekte gecikmez. Neden bunları en başından söyleyemedi acaba diye soru sormak da aklı selimlerin işidir. (alıntı)

  2. İşte sizlerin görmemekte ısrar ettikleriniz. Tanrının, bir Peygamberin evlatlık edindiği birininiz karısını bir Peygambere helal kılması. İşte insanları doğru yola götüren kitap. Muhammed’in kendi çıkarları doğrultusunda yazdığı ayetlere en önemli örnek, evlatlığı Zeyd’in karısı Zeynep’e aşık olduğu zaman yazdığı ayetlerdir.
    İslamiyet öncesinde, kişi ile evlatlığı arasındaki ilişki, ana-baba-oğul gibiydi (günümüzde çağdaş ülkelerde de olduğu gibi) Muhammed yazdığı bu ayetle bu anlayışı da değiştirmiştir. Olayı kısaca aktaralım:Zeyd, Muhammed’in evlatlığıdır. Muhammed bir gün, Zeyd’i görmek için evine gider. Zeyd evde yoktur. Onun yerine karısı Zeynep’le karşılaşır ve hemen aşık olur.(Taberi gibi tefsirciler, o sırada Zeynep’in çıplak olduğunu, Muhammed’in bu yüzden aşık olduğunu belirtirler). Bunu öğrenen Zeyd, hemen Muhammed’e gidip karısından ayrılmak istediğini söyler. Zeyd’in karısından bir şikayeti yoktur ama Peygamberin aşık olduğu kadınla da evli kalmayı da doğru bulmamaktadır. Muhammed bu öneriyi reddeder.
    Bunun bir nedeni, Muhammed’in evlatlığının karısına göz koymasının, bir yuvayı yıkmasının doğru olmadığını bilmesidir. Diğer bir sebebi ise, Zeyd’in Arap geleneklerine göre Muhammed’in oğlu sayılmasıdır. Yani Zeynep gelinidir… Muhammed öneriyi reddeder ama bir taraftan da Zeynep’i çok istemektedir.
    Bunun üzerine,(her zaman olduğu gibi!) kurtarıcı ayet geliverir: Ahzab-37 “Ey Muhammed! Allah’ın nimet verdiği ve senin de nimetlendirdiğin kimseye, ‘Eşini bırakma, Allah’tan sakın diyor, Allah’ın açığa vuracağı şeyi içinde saklıyordun. Oysa Allah’tan sakınman daha doğruydu. Sonunda Zeyd eşiyle ilgisini kestiğinde onu seninle evlendirdik ki, evlatlıkları eşiyle ilgisini kestiğinde onlarla evlenmek konusunda müminlere bir sorumluluk olmadığı bilinsin.”
    Muhammed, Tanrı emrini yerine getirdiğini, kendisinde bir suç olmadığını da ifade edebilmek için bir de şu ayeti yazar: “Peygamberin Allah tarafından emrolunanı yapmasından dolayı peygambere hiçbir vebal yoktur…” (Ahzab 38).
    Muhammed’in işin içinden nasıl kolaylıkla sıyrıldığı görülüyor. İşi “ilahi iradeye” döken Muhammed, hem çevrenin tepkisinden kurtuluyor, hem de istediğine ulaşmış oluyor. Üstelik, Zeynep’le evlenme gerekçesi olarak, da tamamen saçma bir iddia atıyor ortaya: “…onu seninle evlendirdik ki, evlatlar eşleriyle ilişkilerini kestiğinde onlarla evlenmenin helal olduğu bilinsin!” Sanki böyle bir kural koymak için Kuran’a ayet yazmak yetmezmiş gibi! Gerçekten de, bu kuralı uygulamaya koymak için Muhammed ile Zeynep’in evlenmesine hiç gerek yoktur. Hatta, bir yuvayı yıktığı için çok yanlış bir davranıştır bu…
    Diyanet vakfı yayınları da bu durumdan rahatsız olmuş olsa gerek ki, ayetin altına açıklama yapmak zorunda hissetmişler kendilerini. Şöyle diyorlar: “…Muhammed Zeynep’e aşık olmamıştı. Muhammed’in içinde sakladığı şey, ona aşık olduğu değil, Tanrı tarafından Zeynep’le evlendirileceği gerçeğiydi. Bunu Zeyd’e söylemiyordu.”
    Burada, Muhammed’in örnek olsun diye Zeynep’le evlendirilmesi saçmalığına değinmemiş. Bunun yanında, bir de Muhammed’in Zeyd’e önceden bildiği bir gerçeği söylemediğini, aksine “eşini bırakma” dediğini öğreniyoruz. Yani yalan söylediğini… Diyanet Vakfı bunu peygamberine yakıştırıyor mu, yoksa bir yorum hatasına mi düşülmüş bilemiyoruz ama biz bir peygambere bunu hiç yakıştıramadık..
    Bu olayla ilgili yazılan tek ayet de bu değildir. Evlilik olayı gerçekleştikten sonra, halk; “Muhammed kendi oğlunun karısıyla evlendi” şeklinde konuşmaya başlamıştır. Bu olay üzerine Muhammed; eski ve son derece güzel bir gelenek olan evlatlıkların gerçek evlat gibi sayılmalarını öngören geleneği kaldırmıştır.
    Bunun yerine Kuran’a, evlatlıkların gerçek evlat gibi görülmesini yasaklayan Ahzab Suresi 4-5. Ayetleri yazmıştır. Bununla da yetinmeyen Muhammed, “…Muhammed içinizden hiçbir erkeğin babası değildir.” diyen Ahzab 40′ı da yazarak işi tamamen sağlama almıştır. Bu karar, hicretin 5.yılında, yani Müslümanlığın 15.yılında gelmiştir. Böyle bir geleneği değiştirmek için Allah tam 15 yıl beklemiş, sonra da tam Muhammed’in işine yarayacağı bir dönemde değiştirmiştir.

    http://islamiyetgercekleri.wordpress.com/zeynep/

Yorum yapın

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Değiştir )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Değiştir )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s